Dolar 13,4546
Euro 15,3859
Altın 788,22
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis -1°C
Karla Karışık Yağmurlu
Kilis
-1°C
Karla Karışık Yağmurlu
Çar 1°C
Per 2°C
Cum 1°C
Cts 1°C

Zenciler Birbirine Benzemez mi?

Zenciler Birbirine Benzemez mi?
A+
A-
01.05.2017
106
ABONE OL

Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

 

1950’li yıllarda İstanbul’da yayınlanan bir edebiyat dergisinde okumuştum “Beyaz Olmak İsteyen Zenci” adlı hikâyeyi. Afrika’daki bir zenci çiftçi, ülkesinde beyazların yaşadığı zenginliği ve rahatlığı görünce her gün yapayalnız deniz kıyısına giderek gizli gizli dua ediyordu. Zenci kendisi, ailesi ve köyündeki herkes, beyazlardan çok daha fazla çalışmasına karşılık mutlu değildi. Sağlıksız, imkânsız ve zor şartlar altında hayatlarını sürdürüyorlardı. Zencilerin ülkesinde batılılar ise müreffeh, hayatlarının zenginliğini çalışmadan, katlayarak devam ettiriyorlardı. Zenci okyanus kenarında duasını hiç eksiltmeden her gün ellerini açarak yukarıya çeviriyor, sonra kumlara diz çökerek yakarıyor, beyaz olmak istiyordu. Öykü böyle bitiyor.

Bu öykü beni etkilemişti. Afrika’ya bakışım değişmişti daha orta mektep sıralarında.

KİTAPLAR… SİYAH AFRİKA, KARA ÇIĞLIK, ALLAHIN KULLARI

Şiirlerini büyük keyifle okuduğum Atila İlhan’ın (1925-2005) Zenciler Birbirine Benzemez adlı romanı da öyle oldu. Romanda Avrupa’ya iltica etmiş komünist ve antikomünist mültecilerle karşılaşan, ancak hayal kırıklığına uğramış bir devrimci konu edilir. Atila İlhan’a göre; kitap soğuk savaşın en belalı döneminde yazıldı ve yayınlandı. Çok ikircikli sorunları taşıyor, tartışıyor. Romanın kahramanı İstanbul ve Paris’te solcu çevrelerle düşüp kalkıyor. Bu ilişkiler ve tartışmalar geniş biçimde yansıtılıyor romanda. Atila İlhan diyor ki “Her şeyi olduğu gibi yazmak romanın yayınlanmasından vazgeçmekle eşitti. Bu bakımdan içeriğine hafif flu bir hava verdim.”

1980’li yıllar içinde Ankara Cebeci’de Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınlarını satan bir öğrenci kitapevinden de Gazeteci Yazar Hıfzı Topuz’un(İstanbul 1923) bayağı hacimli, ders kitabı boyutunda Kara Afrika adlı kitabını alarak okumuştum. 27 defa Afrika’ya gidip gelen yazar burada yaşadıklarını, gördüklerini, sömürgeleri ve sömürgecileri, insanların acılarını,  çilelerini, Afrikalıların emperyalizm ve yeni emperyalizme karşı direnişlerini anlatıyor. Hıfzı Topuz yazmaya ve kitap yayınlamaya devam ediyor. Kara Çığlık da bu çerçevedeki bir başka kitabı. Kara Çığlık kitabını İstanbul’dan başlatıp İstanbul’da bitiren Hıfzı Topuz Kongo’nun bağımsızlığı ve özgürlüğü için savaşırken öldürülen Patrice Lumumba ve arkadaşlarının yaşadığı olayları, tutkuları, fırtınaları konu ediyor.

Allah’ın Kulları ise Afrika konulu bir başka önemli çalışma. Beyan Yayınlarının süper bir eseri… Konunun uzmanı Amerikalı Sylviane A. Diouf Amerika kıtasında köleleştirilmiş Afrikalı Müslümanları anlatıyor. Ahmet Yaşar’ın temiz Türkçesiyle rahat okunan bir eser. Yazar bu çalışmasında şu konulara yer vermiş; Afrika Müslümanları, Hıristiyan Avrupalılar ve Atlantik köleler, karşıt bir dünyada İslam’ın 5 şartını muhafaza etmek, Müslüman topluluk, bir ayrıcalık ve tehdit olarak okur-yazarlık, direniş, isyanlar ve geri dönüş ile Müslüman miras. Allah’ın Kulları çalışmasında yazar aralarında çok sayıda alim, akademisyen, öğretmen, maruf insan ve kanaat önderleriyle sanatçıların da bulunduğu; batılılarca katledilen 15 milyon Afrikalıyı hatırlatmaktan öte, bölgede kalıcı olmak ve yeraltı-yerüstü zenginliklerini batıya taşımak için muhbir yerli işbirlikçilerini de konu etmiş. Allah’ın Kullları’nda ayrıca Amerika’ya götürülürken hastalanan, karşı gelen, olay çıkartan binlerce Afrikalının okyanusa atılarak balıklara yem yapılması da tüyler ürpertici hatırlatmalar.

1

KÖKLER’DE KÖLELER ve KUNE KİNTA

Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Sinema filmleri ve televizyon dizileri de bu konuda ayrı bir kulvar. Türkiye’deki televizyon izleyicilerinin hemen hatırlayacakları iki film ise Köle Isaura ve Kökler hemen akla gelenleridir. Her ikisinin de romanı yazıldı, Türkçe yayınlandı. Kökler filminde herkesin hafızasında kalan isim ise köle Kunta Kinte oldu. Afrika’da 1767 yılında yaşanan bir olay anlatılıyor Köklerde. Kunta Kinte davul yapmak için Afrika ormanlarında kütük ararken köle peşinde koşan Amerikalı emperyalistlerle karşılaşıyor. Yakalandıktan sonra diğer Afrikalı kölelerle birlikte Amerika’ya götürülüyor. Kunta Kinte açık artırmada bir çiftlik sahibine satılıyor. Özgürlüğüne düşkün olan Kunta Kinte epeyi bir süre bu çiftlikte çalışıyor. Kaçmak için teşebbüs ediyor. Yakalanıp ayağı kesiliyor. Artık mecburen bu çiftlikte yaşamak mecburiyetinde kalıyor Kunta Kinte. Evleniyor, çocukları oluyor. Sonra yaşlanıyor ve Afrikalı köle nesli artarak devam ediyor.

Bütün bunları nereden ve niçin hatırladım?

Kısa adı İSAV olan İslami İlimler Araştırma Vakfı’nın “Afrika’da İslamiyet -Dünü, Bugünü, Yarını- Milletlerarası İlmi Toplantı” davetini alınca bu kitaplar ve filmler gözümün önünden bir sinema şeridi gibi geçti. İSAV bu bilimsel toplantıyı ayrıca İstanbul Medeniyet Üniversitesi ile ortak gerçekleştiriyor. Buna da sevindim. Çünkü Akademilerin artık sivil toplumla el ve işbirliği yapması gerekiyor. Hatta geç bile kalındı. Çünkü üniversiteler toplumla örtüşmeli.

2

İSAV 1970 yılında 40 kadar iş ve ilim adamlarının ortak çabasıyla İstanbul’da kuruldu. Bugün Fatih Kıztaşı’nda (Millet Caddesi 186-Fatih/İstanbul. isav@isavvakfi.org. ve isav@isav.org.tr) olan yerleri ilk kurulduğunda Laleli’deydi. 47 yaşındaki İSAV bugüne kadar 100 bilimsel kitap yayınladı. 23 Uluslararası toplantı tertip etti. Ulusal toplantıların sayısı ise bir hayli kabarık… Hep kalıcı programlar gerçekleştirdi. İSAV, Türkiye Milli Kültür Vakfı(TMKV) ve İlim Yayma Vakfı (İYV) ile yaşıtlar. Bu vakıflarımız genelde burs vermekte öndedirler. Gerçi İSAV az da olsa doktora gibi konularda burs vermektedir ama diğer vakıflar gibi bütün öğrencileri kapsamamaktadır. Bilimi şart koşuyor, ilim ve akademik çalışma olmazsa olmazlarından. Partneri de genelde üniversiteler. Mümkün olduğunca İSAV’ın bütün toplantılarına katılıyorum. Çok da istifade ediyorum. Bu toplantısı İstanbul Topkapı’daki Eresin Otelde yapıldı ve iki tam gün sürdü. İlk gün salon tamamen doluydu. Öğle yemeği kuyruğu bile dakikalarca sürdü.

İSLAM COĞRAFYASI FIKIHÇILARA (HUKUKÇU) İHTİYAÇ DUYUYOR

Tebliğ sunan katılımcılara gelince Türkiye’den Uludağ, İstanbul Medeniyet, Karabük, Dumlupınar, Marmara, Okan, Aydın, İstanbul ve Yıldız üniversiteleri ile yurtdışından da Harvard, Yahya Faris Medea, Sidi Muhammed Bin Abdülaziz, Nijer İslam, Kral Faysal, Ngaoundere (Kamerun), Sudan, Libya, Maiduguri (Nijerya), Mogadişu, Vagadugu (Burkino Faso), Bostwana, Nairobi, Yattabare İslam, Berlin Humboldt (Almanya), Alassane Dramane Quattara üniversiteleriyle Siera Leone İslam Konseyi, Mısır Siyaset ve Stratejik Araştırmalar Enstitüsü, Afrika Araştırmalar Merkezi, Fransa Val de Bievres İslam Derneği, WHY İslam İn Action Vakfı, gazete yazarları da bu ilmi toplantıda hazır bulundu. Çok sayıda yerli yabancı fikir adamı, akademisyen, sivil toplum kuruluşu temsilci ilmi toplantıyı takip etti, değerlendirdi.

Toplantının açış konuşmasını Prof. Dr. Ahmet Kavas (1964) yaptı. İlahiyat eğitimi almış olan Prof. Kavas Afrika’da Çad Büyükelçisi olarak da görev yapmıştı. Çünkü kendisi doktora çalışmasını Fransa’da İslam ve Müslüman Toplumlar Uzmanı Prof. Dr. Jean Louis Triaud’un yanında yapmış, hem teoride, hem uygulamada ciddi bir tecrübesi vardı. Halen de Afrika Araştırmaları Derneği’nin başkanlığını yürütüyor.

Hukukçu Prof. Dr. Salih Tuğ (İstanbul 1930) açılış oturumuna başkanlık etti. 87 yaşındaki bu değerli akademisyenimiz evindeki rahatı bırakarak bilimsel bu çalışmaya daha katkı verdi. Öte yandan da Türkiye Milli Kültür Vakfı Başkanlığını da uhdesinde götürüyor. İSAV Mütevelli Heyet başkanı Prof. Dr. Ali Özek (Fethiye 1932) de bütün imkânlarını ve zamanını inancı doğrultusundaki bilimsel çalışmalara vakfetmiş bir akademisyen. 85 yaşına rağmen İSAV’ın dışında Almatı’da kurduğu Yabancı Diller ve Kariyer Üniversitesi’nin yoğun işleriyle koşturuyor, bir ayağı sürekli Kazakistan’da. Türkiye’de ise doğduğu kasaba Fethiye’de bir üniversite kurulması için var gücüyle gayret sarf ediyor. Rabbim böylesi öğretim üyesi ilim adamlarımızı sayısını artırsın.

IMG_4586

Prof. Dr. Ali Özek açılış oturumundaki konuşmasında vurgusunu “Müslümanlar duayı çalışmaya tercih ettiler” diye özetledi. Prof. Özek’e göre Müslüman toplum çalışmadığı, üretmediği, paylaşmadığı, dua ile kolaycılığı, tembelliği tercih ettiği için ilerleyemiyor. Biat konusuna da girdi Prof. Dr. Ali Özek. İslam’daki biat müessesi sorumluluk getirdiği gibi, mesuliyet de yüklüyor. İslam Tarihi’nde peygamberimize üç defa biat edilmiş. Biat’da oylama ve seçim vazgeçilmez. Nitekim halifelerin seçimi, tartışmalar, değerlendirmeler demokrasi gelişmelerine de örnek olmuştur.

MİNİK AMA BÜYÜK EMPERYALİST BİR ÜLKE

İstanbul Medeniyet Üniversitesi önünden hemen hemen her gün geçiyorum. Yeni bir akademi… E 5 üzerindeki Kuzey ve Güney kampüsünde inşaatları hızla sürüyor. Tıp Fakültesi daha da özel… Bir kampüsü de Tuzla Akfırat’ta. Ankara bu üniversiteye karşı ayrı bir duyarlık gösteriyor. Rektörü Prof. Dr. İhsan Karaman da bir hekim… Yenişafak Gazetesi yazarı, emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Hayrettin Karaman’ın oğlu. Hayrettin Karaman hasta yatıyormuş, oturumu yöneten Prof. Dr. Salih Tuğ bu bilgiyi verirken şifa duası da talep etti toplantıda. Ayrıca Salih Tuğ Afrika’nın her bakımdan gelişme içinde olduğunu, nadası yapılmış toprak gibi ülkelerin en parlak bir durumda bulunduğunu hatırlatarak “Türkiye de buna müsaittir” dedi. Prof. Dr. İhsan Karaman ise özetle şöyle konuştu:

– 44 yıl ülkesini yöneten Belçika Kralı 2. Leopold (1835-1909) yardımcılarına Afrika’yı ve Kongo’yu keşfetme görevi verdi. Brüksel’de düzenlen bir toplantıda yaptığı konuşmada diyordu ki “Komşularınızla iyi geçinin.. Fırsat çıkınca denizlerin ötesine yayılın. Orada ürünleriniz için kıymetli pazarlar vardır. Ekonomimiz ve gıda ihtiyacımız konusuyla büyük Avrupa Ailesi için de iyi bir konum bulacaksınız. Dünyanın henüz nüfuz edilemeyen tek yöresini medeniyete kavuşturmak, oradaki halkların üstünde asılı duran karanlığı delmek, kanımca içinde bulunduğumuz bu ilerleme çağına yaraşır bir seferdir!…

IMG_4588

GİZLİ GÖREV: “BÜTÜN TİCARET YOLLARINI ELE GEÇİRİN”

Prof. Dr. İhsan Karaman’ın anlattıklarını ilgiyle herkes izledi. Gerçi Prof. Ahmet Kavas da böylesi bir bilgilendirmenin ipuçlarını vermişti. Bu defa iyice pekişti. Prof. Dr. İhsan Karaman şöyle devam etti;

– Kral 2. Leopold 1878’de Henry Morton Stanley’e Afrika’da Kongo havzasını keşfetme görevini verdi. Esasında gizli vazifesi ise Kongo Nehrinin güney yakasında Belçika egemenliğini kurmak ve yöredeki kauçuk ve fil dişi ticaretini ele geçirmekti. Eğer 2. Leopold bu görevi doğrudan Stanley’e verseydi, İngilizlerin bunu engelleyeceğini biliyordu. Dolayısıyla gizli tuttu. Uluslararası Afrika Derneğini kurdu, başına geçti. Stanley’e verilen gizli ve örtülü talimat şöyleydi; “Alabildiğin kadar toprak al. Egemenliğimiz altında topla. En kısa sürede tek bir dakika kaybetmeden Kongo ağzından çağlayanlarına kadar bütün ticaret yollarını ele geçir. Şunu bil ki bu mümkün ve büyük Belçika Devleti yaratma ve yönetme projesidir. Zencilere en ufak bir siyasi söz hakkı vermeyeceğimiz anlaşılmalı. Aksi çok saçma olur.”

Bir film hikâyesi gibiydi anlatılanlar. Merakla beklemeyi sürürdük. Prof. Dr. İhsan Karaman da anlatmayı:

– Kongo’da büyük miktarda Fildişi ele geçiriliyor. Koloniler kuruluyor. Demiryolu inşa ettiriliyor. Zenci kabile reisleri kandırılarak veya zorlanarak egemenliklerinin devredilmesi sağlanıyor. 2.Leopold kabilelerle yapılan anlaşmaların özellikle kısa ve basit olmasını istiyor, birkaç maddeyle her şeyin kendilerine bırakılmasını bildiriyor. Daha sonra Kongolu yerlilerden halk ordusu adında bir birlik oluşturuyor. Bunu Kongoluları korumak için yaptığını belirtiyor! Ayrıca ülkenin alt yapısı zorla Kongolu yerliler tarafından kurdurulur. Toplanan vergi gelirlerinin çok azı buraya harcanır, bir kısmı halk ordusuna ayrılır, çoğu Belçika’ya gider. Kral 2. Leopold’a yaptığı bu hizmetlerinden dolayı yüklü bir maaş bağlanır!… Başkent Kinşisa’ya 2. Leopold adı verilir!…

MEDENİYET GETİRMEK İÇİN 15 MİLYON AFRİKALI ÖLDÜRÜLÜYOR!

Kongo’ya Belçikalılar girdiğinde nüfusu 30 milyon iken çeşitli hastalık, açlık ve özellikle katliamlardan dolayı 9 milyona düşer. Bunların önemli bir bölümü Belçikalıların emirlerine uymayan, vergisini veya malını onlara teslim etmeyenlerden oluşuyor. Yani Belçika Kongo’da nereden bakılırsa bakılsın en az 15 milyon Kongoluyu katletmiştir. Oysa burayı aydınlatmak ve medeniyet getirmek için girmişti. O günden bugüne kadar Afrika’da ayrıca misyonerler var. 19. yüzyılda Hıristiyan nüfus % 7 iken bugün bu oran % 50’dir. Yani % 400 arttı. Osmanlılar 1800’lerde Afrika’dan çekilince batılı emperyalistler bölgeye işkence ve katliam ile girdiler, sonra misyonerlerle. Öyle ki bugün Nijer Cumhuriyetinin milli marşı bile Fransızcadır.

Afrika uranyum zengini… Çoğa yakını Fransa’ya gidiyor. Bir kısmı ise postmodern sömürünün batılı işbirlikçileri olan yerlilere. Batılı emperyalistler şiddetle Afrika’da yıllarca hüküm sürdüler, medreseleri, okulları kapattı, öğretmen ve âlimlerle kanaat önderlerini öldürdüler (1917). Birleşmiş Milletler en az gelişmiş 48 ülkeye kalkınma projesi geliştirdi. Ancak yardımlar bu ülkelere değil silahlara ve şiddete aktarıldı.

AFRİKA’DA İSRAİL VAR AMA MÜSLÜMAN YATIRIMCI AZ

Önce Fransızca konuşan, ancak toplantıda Fransızca mütercim bulunmadığını hatırlattığımda Prof. Dr. Ousmane Kane, Prof. Salih Tuğ’un da ikazıyla Arapça yaptı konuşmasını. ABD Harvard Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ousmane Kane’ye göre; Müslümanlık Afrika insanının yapısına uygun bir din. İlk Müslüman muhacirler önce Afrika’ya göç ettiler. Gezginler Seyahatnamelerinde de bu mülteci göçü Afrikalılar tarafından sevgiyle karşılandığı anlatılır. İslam da böylece Afrika’ya girmiş oldu, yayılmaya başladı.  Önce batı Afrika’daki Somali ve Sudan’a gidildi. Ardından Mısır ve Libya’da İslam’ın yayıldığı görüldü. Kuzey ve doğu Afrika’ya Müslümanların girişi daha sonra olmuştur.

Batı Afrika’da tasavvuf ve tarikatlar İslam’ın yayılmasında etkili olmuştur. Özellikle de Kadiri ve Ticani Tarikatları. Müslümanlar yerleştikleri bölgede Tuba adında bir köy kurdular. Nüfus artınca köy kasaba ve şehir oldu. Afrika’nın çoğu bölgesinde Tuba adında kasabalar görmek mümkün. Tarikatlar Afrika’da ticari, sosyal ve zirai alanlarda da öncü oldular. Bunun en çarpıcı örneği Senegal’dir.

Tarikatların ekonomideki etkileyici rolünü ilk görenlerden bir kesim de politikacılardır. Afrika daha sonraları ve halen açık bir pazar ve her kesim at koşturmaya başladı. Bunun içinde çok sayıda batılı devletler ve İsrail de var. Şaşırtıcı olan Afrika’da Müslüman yatırımcılar yeterli değil, hatta yok denecek kadar az. Şiiler geldiler. Yatırımcı gibi Afrika’ya girerek köyler kurdu, köyde olması gereken alt yapıyı oluşturdular. Bu çerçevede yatırımcılar Afrika’daki toplumu destekleyenler olarak görünüyorlar. Sonra öğretmenlerini getirerek yayılmaya başlıyorlar. Kurslar ve okullar açıyorlar. Dolayısıyla bu gelişmelerden hiç kimsenin şikâyet etme hakkı yok.

Türkiye’nin Afrika’da ve toplumda olumlu bir imajı vardır ve beklentiler de bu minval üzeredir. Mesela Somali’ye Türkiye’den çok sayıda insani yardım kuruluşları katkı veriyorlar. Yiyecek dağıtıyor, su kuyuları falan açıyor, hastane ve cami yaptırıyorlar. Yıllarca Afrika’da batılılar, İngiliz ve Fransızların zencileri katletmesi, ülkelerine götürerek köle yapmasının ardından Afrikalıların Türkiye’den beklentiye girilmesi normaldir.

 

BARIŞLA, ÂLİMLERLE ve TÜCCARLARLA DA YAYILAN İSLAM

Uludağ Üniversitesi’nden Prof. Dr. Adem Apak yerel giysiler içindeki Afrikalı konuşmacıların dışında toplantının tek kravatsız akademisyeniydi. Prof. Dr. Adem Apak’a göre; Afrika’ya İslam; mülteci göçüyle Habeşistan’dan girdi. Daha sonraları Hazreti Ömer zamanında Şam ve Mısır’da İslam, fetih ile yayıldı. En son Endülüs’e kadar gidildi. Müslümanlarla Doğu Roma İmparatorluğu arasındaki Mute Muharebesi ve Bizanslılarla gerçekleştirilen Tebük Savaşı da İslam’ın yayılmasına neden olmuştur. Ancak İslam sadece savaşlarla yayılmadı, sivil, ilmi ve ticari yöntemlerle barış, ulema ve tüccarlar yoluyla da gerçekleşti. Fetih suresi Medineli Müslümanlarla Mekkeli müşrikler arasında gerçekleştirilen Hudeybiye Barış Anlaşması üzerine inzal oldu. Yoksa Mekke’nin Fethinde değil. Bunda anlam ve algı farkını iyi yakalamak gerekir. Çatışma ve savaş mecbur kalınca yapılmıştır.

İslam’ın büyümesi Müslümanların yayılışıyla gerçekleşiyor. Mısır’da eziyet altındaki Kıptiler Mısır’daki Müslümanları kurtarıcı gibi gördüler. Bu gelişmede Hazreti Ömer’in uygulamaları etkili olmuştur. Çünkü Hazreti Ömer herkesi vatandaş olarak görmüştü. Hıristiyanlık beyazların dini, İslam efendilerin dini değildi. Hazreti Osman ve Hazreti Ali zamanındaki iç mücadeleler Müslümanlara kan kaybettirmiştir.

Cezayir’den gelen Yahya Faris Medea Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Al Ghali Gharbi’ye göre de Müslümanların fetihleri bölgelerin dönüşmesinde önemli rol oynamış, medeniyet getirmiştir. Kuzeybatı Afrika’da Berberiler İslam’ı hemen kabul etmemiş, direnmişlerdir. Fakat daha sonra İslam’ın en büyük cihatçısı olmuşlardır. Tarık Bin Ziyat bir Berberidir. Üstelik bölgenin coğrafi şartları zor olmasına rağmen İslam fetihlerle büyümüştür. Fransızlar Müslüman Cezayir halkının hafızasını silmek istediler. Bu dönem çok karanlık bir zaman dilimidir. Batı Afrika’da Berberi bölgeleri Hristiyan misyonerlerine karşı yıkılması güç bir kale gibidir. Tasavvuf da Berberiler arasında yaygındır.

TASAVVUFA ALAKA FAZLA

Birinci oturumun başkanlığını yapan Prof. Dr. Ahmet Kavas bir saplama yaptı bu tebliğ sonrasında. O da şöyle; İslam’ın Kuzey Afrika fetihleri sırasında Berberiler direnç gösterdi ama Mısır’da ise tam tersi oldu.

Fas’tan Sidi Muhammed Bin Abdullah Üniversitesi Öğretim üyesi Dr. Yousef Alawi de iyi bir konuşmacı olduğunu gösterdi. Politikacı olsa partisine çok şey kazandırabilir. Ces ve mimikleri yerine göre çok iyi kullandı, sesinin dozunu gerektiği gibi yükseltti veya indirdi. Prof. Dr. Alawi’ye göre; Fas’ın Fes kenti bir ilim şehridir ve hoşgörülü insanların yaşadığı bir merkezdir. Genelde halk maliki mezhebine bağlıdır. Tasavvuf yaygındır. Başından beri bölgede ilim tahsil edeceklere her türlü imkân sağlanır. Tekke ve zaviyeler gelişmelerde önemli rol üslenmişlerdir. Kültür ve medeniyet üretimi Fes’te kendini hemen belli eder. Batı Afrika ve Avrupa’ya İslam Fes’ten yayılmıştır.

Dumlupınar Üniversitesi’nden genç bir akademisyen Yrd. Doç. Dr. Abdullah Erdem Taş “Başlangıçtan Günümüze Afrika’da Kurulmuş Müslüman Hanedanlıklar” konulu bir tebliğ sundu. Benim de adını ilk defa duyduğum Afrika’daki hanedanları isim isim saydı. Bu konuda merhum Tarihçi Yılmaz Öztuna’nın da bir çalışması ve yayınlanmış eserleri vardı. Birkaç hanedan ismi vermek gerekirse; Tohumoğlu, İdiyiler, Fakihiler, Ubeydiler, Eyyubiler, Abbasiler, Memluklar, Fatimiler, Muradiler, Hüseyniler (Tunus), Kavalalı Mehmet Ali Paşa Hanedanı (Mısır) vs.

İslam Afrika’ya güneye ticaret ile batıya ise fetihle girdi, yayıldı. Bu çerçevede İslam Dini genişlerken haricilik ve Şiilik de taban buldu, yayıldı. Hanedanlıklarda bir Şii, daha sonra bir Sünni görmek mümkün oldu. Fas, bütün ilticacıları kabul ederek haricilere imkân sağladı. Libya’da hanedanlık valilikle babadan oğula geçiyor. Gana’da Gani Sultanlık oluyor adı. Mali Sultanlığı (Mense Musa) adıyla hatırlanıyor.

YENİ ÂLİMLERİN YETİŞMESİNE KATKI

İSAV’ın Afrika’da İslamiyet Toplantısı iki tam gün devam etti. Tebliğler kitap olarak da yayınlanacağından, bana göre bazı önemli tebliğ konularını da hatırlatayım; Burkina Faso’da İslamlaşma Tarihi; Sömürgecilik Öncesinden Günümüze, Sokoto Halifeliği ve Geçmişten Günümüze Nijerya’da İslamiyet, Batı Afrika’da İslamiyet; Etki ve Etkileşim, Fildişi Sahili’de Siyasi Çoğulculuk Çağında İslamiyet; Dini Atılganlıktan Arap-İslam Dünyasına Açılışa, Modern Senegal’de İktisadi, Sosyo-Kültürel Yönleriyle İslamiyet, Mısır-Osmanlı/Türkiye İlişkilerinin Geçmişi, Bugünü ve Geleceği, Osmanlı Himayesi ile Fransız Sömürgeciliğine Meydan Okumaları Arasında Cezayir’de İslamiyet, Afrika Müslümanlığına Osmanlı Mısır’ının Katkısı. Benim çok önemli gördüğüm bir tebliğ konusu da şöyle; Müslüman Tunus; İslami İlimlerin Menbaı Olmaktan Dini Kaynakları Kurutan Siyasete.

Tebliğ konularına tebliğ edersek; Orta Afrika’ya İslam’ın girişi, Osmanlı’nın Bölgedeki Fetihleri ve Bu Durumdan Kültürel İstifadenin Keyfiyeti, bir başka önemli tebliğ Batı Afrika’da İslamiyet’in Dönüşümü: Tasavvufi İslam’dan Boko Harama, Güney Afrika’da İslam’a Davet Tecrübesi (1910-1920): İslami Hareket ve Dini Dönüşüm, Doğu Afrika Sahili Boyunca Osmanlı Varlığının İhyası: Tecrübeler ve Beklentiler, Sudan-Osmanlı İlişkilerinin Tarihi ve Günümüzdeki Kültürel Tezahürleri, Libya’da 17 Şubat Devrimi Sonrası Yaşanan Gelişmeler ve İslami Hayata Etkisi, Somali’ye İslam’ın Girişi ve Osmanlı ile Münasebetleri.

SEMPOZYUMLARA EDEBİYATIN VE SİNEMANIN KATKISI OLABİLİR Mİ?

İSAV sempozyumlarıyla, ilmi toplantılarıyla her zaman İslam coğrafyasındaki sorunlara çözüm arar ve bulur. Âlimlerin görüşlerini toplumla paylaştırır. Yeni âlimlerin yetişmesine katkı verir. Uluslararası toplantılarını genelde Türkiye’de gerçekleştirir. Çünkü İslam Coğrafyasından Türkiye’ye ve özellikle İstanbul’a gelmek bir ayrıcalık gibidir. Bir zamanlar Hac görevini ifa edecek Rusya Müslümanları önce İstanbul’a gelir, başta Eyüp Sultan dâhil çok sayıda tarihi ve mübarek yerleri ziyaret eder, Konya’ya geçer ve buradan da Şam, Bağdat üzerinden Medine ve Mekke’ye vasıl olurlardı.

Dikkatimi çeken hususlara gelince İslam coğrafyasının artık ortak bir dili olmalı ve ilmi toplantılarda bu dil kullanılmalı. Mesela Arapça gibi… Sonra katılımcı isimleri ya okunduğu gibi, ya yazıldığı gibi söylenmeli Ousmane-Osman, Yousef-Yusuf, Abakar-Ebubekir, Abdoul Aziz-Abdülaziz, Mouhamet-Muhammed, Khadim-Kadim, Mahmoud- Mahmut, Omar-Ömer gibi. Bu hatayı TRT Spor Servisi futbol maçı anlatırken sıkça yapıyor. Spiker yabancı uyruklu Müslüman bir sporcunun “Ömer” ismini “Omar” olarak anlatıyor.

Bir başka husus da ilmi toplantıda veya sempozyumda konuya ilişkin edebiyatı, sinemayı ve yazarı dâhil etmek. Keşke Sylviane A. Diouf’un Amerika Kıtasında Köleleştirilmiş Afrikalı Müslümanları ve hayatlarını bir tebliğ ile aktarsa, Kunta Kinteler yeniden yaşanmasa, hatıralarda ve hafızalarda korunsa idi.

STK ve ÜNİVERSİTE İŞBİRLİĞİ

İSAV ile İstanbul Medeniyet Üniversitesi’nin ortaklaşa gerçekleştirdiği bu etkinlik faydalı olmuştur. Dilerim sivil toplum kuruluşları amaçları doğrultusunda böylesi ilmi toplantılar yapar, üniversiteler de bu programa partner olarak katılır, destek olurlar. Hala Türkiye’de ulusal veya uluslararası bir etkinlik yapmayan, yapamayan STK ve üniversitelerimiz var. Bu sorun da biran evvel çözümlenmeli. Ayrıca o kadar da çözümü zor değil. Neden olmasın?

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.