Dolar 32,1862
Euro 35,0625
Altın 2.529,64
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kilis 31°C
Az Bulutlu
Kilis
31°C
Az Bulutlu
Sal 32°C
Çar 30°C
Per 25°C
Cum 25°C

Zeytin Zamanı-3

Zeytin Zamanı-3
A+
A-
07.12.2018
448
ABONE OL

Aysel MASMANACI BEŞOĞLU
Ablam ve Müzehher Abla yere açtıkları şal üstüne büyük muşamba sofranın üzerine kahvaltılıkları dizmiş, çay bardaklarına çayları doldurmuşlardı. Fattum Teyze bir gün önce yaptığı öcceden bir koca tabak sofraya koydu. Dedem namaz sonrası tespih çekerken,“Gelin önceye behteniz de koydun mu?”diye sordu.
– Koydum ya heci! Behtenizsiz öcce olur mu heç!

Hepimiz büyük bir halka halinde oturduk. Ateşte pişen patates, soğan ve patlıcanların kabuklarını soyup sehenlere koyup sofraya yerleştirdiler. Fattum Teyze yufka ekmeği ortaya koydu. Pişmiş soğanların üzerine tuz,kimisi summak ekşisi kimisi de nar pekmezi döküp yerlerken ben de patlıcanları yufka ekmeğin arasına koyup iştahla yemeğe başlamıştık. Yan tarafta zeytin komşularımız da ateş yakmışlardı. Belli ki onlar da zeytin toplamaya gelmişlerdi.
Kahvaltıdan sonra herkes kendini daha iyi hissetmişti eminim! Hem karınları doymuş, hem de ısınmışlardı.
– Dee yeriying, sallanmayın! Sırıkları, şalları getirin bakalım! Hesan sen en baş ağaca geç yanıga Cemo’yu (Cemal) al. Nazif sen de dibindeki ağaca geç, sen de yanıga daKara’yı (Celal) al. Kez Eşe sende anayıng yanına geç! Vecooo (Vecihe: Annem) sen de Fatma’dan bile ellefleying.

Nenem bir komutan gibi emirler yağdırıyordu. Gel bakım sarı kız sen de elinge şu şapşağı al, Güllü’den bile(beraber) ağacıng altındaki ettunları toaplayıng! Zatı ne zeytin var ki? Bu sene eyyi tutmamış zeytin. Ağaçlara bakseneg!
Abilerim ağaçların dallarına sırıkla vuruyor, vurdukça zeytin taneleri şalın üzerine yuvarlanarak kar taneleri gibi yapraklarıyla birlikte düşüyorlardı.
– Lan oğlum, kırk yılda bir maç yapıcıdık, nenem de böyün bu zeytini nereden çıkardı Allahisen!
– Lan Kara hös de işinde bak! Heneği evde eding!
– E neniii…Biz de konuşmaz, türkü söylerik!
Celal abimin sesi çok güzeldi. Bağlamayı da çok güzel çalardı.
– Zeytin yaprağı yeşilll…
Aman da bir yar elinden…
Altında kahve pişir
Aman bir yar elinden…
– Uyyy sesinge sağlık! Nenesi kurban olsung kara oğluna!
Ablalarım şalın üstüne dökülen zeytinleri çuvallara dolduruyor, harman yerine yığıyorlardı. Annemle yengem ve dedem harman yerindeki pirle (zeytin yaprağı) birlikte zeytinleri halburun içine yukarıya, rüzgarın yönüne doğru savuruyorlardı. Böylece pirle zeytin taneleri birbirinden ayrılıyordu. Dedemle ninem de yeşil zeytinleri bir keddüsün içine toplayıp çuvala koyuyorlardı. Komşu Fattum Teyze de zeytinle birlikte düşen dalları zeytinden ayıklıyor, arabacı da zeytinleri çuvala dolduruyordu. Kuzenim Ayşe ile ettun toplama yarışına girmiştik. Kim kovayı önce doldurursa dedem ona bir avuç kudamalı şeker verecekti.

zeytin
Ne çok severdim o pembeli, beyazlı kudamalı ve beyaz nane şekerlerini…
İçi kudama(leblebi), dışı pütürlü şeker. Okula giderken otobüse bindiğimiz otobüs durağı Kadı Camii’nin bitişiğindeki Antekeli (Antakyalı) Cemil’in dükkânının karşısındaydı. Eğer otobüs on dakika sonra gelecek olsa, hemen Cemil Amca’nın dükkânına koşar, 25 kuruşluk kudamalı şekeri önlüğümün cebine doldurur, naneli şekerleri de çantamın küçük gözüne koyardım. Cemil Amca’nın şekerlerinin abonesiydim. Babamın da arkadaşıydı ayrıca. Küçük sohbetler ederdik ayaküstü.
O gün hava güneşliydi. Hepimiz yorulmuş ve acıkmıştık. Amcam yengeme öğlen yemeği için sofrayı hazırlamasını söyledi. İncir ağaçlarının altına sofrayı hazırladık. Dedem, sarma tenceresinden bir tane lahana sarması aldı, ağzına attı.
– Bu nasıl sarma kez?
– Niye, nasıl sarma baba?
– Ne duzu var ne eşkisi! Bu ne lan, ölü eti kimi!
Yengemin yüzü düştü birden.
– Nenem de bir sarma aldı ısırdı…
– Nasıl olucu, eyyi işte ! Sening ağzınıg dadı yok! Mis kimi sarma işte!
Kocamış adamıng ağzının dadı bunca olur işte!
– Ben yimorum bu sarmayı! Benge Fattum bacınıng öccesinden vering ben onu yiycim.
O an Fattum Teyzenin yüzündeki sevinç görülmeye değerdi. Amcam bıyık altından gülüp dedeme göz kırptı. Ninem sinirden kuduruyordu.
– Yimezseng yime, babamın, atamın derdini yi emi! Huysuz! Bunor gettikçe!…
Dedem yüzünde tuhaf bir gülümseme ile:

– Vering yorum vering hele şu Fattum Bacınıg öccesinden iki tene daha vering ! Yoksa aç kalıcım.

(Devam edecek)

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.