Kilis’in Simgesi ve Kilislinin Sesi Muallim Rif’at
Prof. Dr. Hikmet CELKAN
Gaziantep Üniversitesi Eğitim Fakültesi Eski Dekanı
Muallim Rif’at’ı Kilis’in yetiştirdiği diğer aydınlardan ayıran en önemli nokta, adının başına daima “Kilisli” sıfatını getirmiş olması ve bunu bütün hayatı boyunca kullanmış olmasıdır. Bu tercih Onun memleketine bağlılığının, okumak için İstanbul’a gittiğinde oradaki sıkıntılarının ve memleket özleminin bir tezahürü olsa gerektir. Tercüme-i Halim adlı şiirinin son dörtlüğünde adını, babasının adını ve Kilis’e bağlılığını ifade etmesi zaten kendisini Kilis’in bir simgesi (sembol) haline getirmekteydi. Ama Onu Kilis’in simgesi haline getiren asıl nokta Türk Diline, Edebiyatına, Kültürüne hizmet ederek, meydana getirdiği telif, tercüme, derleme bütün kitaplarda “Kilisli Muallim Rif’at” unvanını yazmış olması ve bilim âleminde bu unvanıyla tanınmış olmasıdır. Tercüme-i Halim adlı aşağıdaki şiirinde bir bakıma kendi biyografisini ve hayat hikâyesini görüyoruz.
Tercüme- Halim
Ulu Camide odam,
Şen eylesin Hüdam.
Tozu gözüm sürmesi,
Toprağın verin yudam.
İlk şiiri orda yazdım,
Aşka uğradım yazdım.
Aşıklar divanında,
Adım mermere kazdım.
Eşarım kitap oldu
Leyla’ma nikap oldu
İstanbul’a git diye
Bana Hak’tan hitap oldu.
Kırk hocaya diz çöktüm,
El öptüm, boyun büktüm.
Gün geldi Ferhat oldum,
Ne dağlar deldim, söktüm.
Hoca evine girdim,
Okudum, fenler gördüm.
Yedi yıl orda kaldım,
Muallimliğe erdim.
Hukuka merak ettim
Dört yıl koştum, gittim
Kanunun ruhun buldum
Kanunu attım dittim.
El içre Türkçü oldum
Gül derdim, sümbül yoldum
Kitap evlerin gezdim
Dilimde neler buldum
Dilime aşkım taştı
Dalgası boydan aştı
Beni Türkçü görünce
Maarri, Sadi şaştı.
Güneş teller gerince
Gece çarşaf serince
Dilimle uğraşırım
Karınca kaderince.
Okumaya kanmadım.
Geçen ömre yanmadım.
Kırk yıldır muallimim.
Çok şükür usanmadım.
Kerim Çavuş oğluyum,
Gönlü dertli dağlıyım,
Adım Ahmet Rif’at’tır,
Ben Kilis’e bağlıyım (1)
Şiirin genel değerlendirilmesi yapılırsa şu hususları tespit edebiliriz;
Daha okumak için İstanbul’a gitmeden önce Ulu Camideki odasında yoğun çalışmaların içinde olduğu ve şiir yazmaya başladığı anlaşılmaktadır. Kilis’in şartları kendisini tatmin etmiyor ve İstanbul’ gitmeyi arzuluyordu. Kendisi bunu Hak’tan gelen bir tecelli olarak algılıyor. Muallim olmak için katlanılması gereken külfetlerden bahsetmekle, bir bakıma bu mesleğin değerini ve önemini belirtmekte, yıllarca sürdürdüğü bu meslekten usanmadığını ve sürekli bir okuma iştiyakı içerisinde olduğunu dile getiriyor. Nitekim daha sonra Hukuk Mektebini de bitirmesi, bunun bir göstergesidir. Aynı şiirinde söylediği üzere Muallim Rif’at’ın araştırma ve incelemelerinin ağırlık noktasını, hatta tamamını Türk Kültürü ve Edebiyatına ait eserlerin tetkiki oluşturmaktadır. Bu hususun, onsekiz yaşına kadar doğup büyüdüğü Kilis’in bir bilim ve sanat şehri olması ile izah edilmesi yanlış olmayacaktır. Zira o tarihlerde Kilis, uleması ve özellikle Mantık alanındaki Hocalarıyla, dikkati çeken bir merkez durumundaydı. Yukarda zikredilen noktaları şu başlıklar altında toplayabiliriz:
-Kimdir, nereye bağlıdır. Ulu Camiye duyduğu özlem. Dolayısıyla memlekete bağlılığı ve sevgisi,
-Eğitim hizmetinde yılmadan usanmadan çalıştığı,
-Nerelerde nasıl eğitim gördü, nereye geldiği,
-Neye âşık oldu bilinmiyor. Ancak aşkı bu satırları ve diğer şiirleri yazdırttı Ona,
-Okumaya doymadığı,
-Muallimlikten usanmadığı.
Muallim Rif’at yazmış olduğu nazım türü çeşitli yazılarında adeta Kilislinin sesi olmaktadır. Zira dile getirdiği özlem, bütün Kilislilerin ortak duygularıdır. “Kilis Camilerinin Medhi” adlı şiirinde, Kilis’in adeta sembolü haline gelmiş camileri ve hamamları ile ilgili duygularını dile getirir. Burada Tekye Camii, Ulu Cami, Toğlu Hamamı ve Paşa Hamamından bahseder. Camilerin mimarisi, şadırvanları, kubbeleri, suları ile hamamların mermerleri ve camlarını metheder. Cemaate de temcidi duyunca yatmayı bırakıp, camiye koşarak saf tutmasını öğütler. Özellikle Tekye Camiinin mimarisi ve sanatı itibariyle İstanbul’da bile eşinin olmadığını söyler. Bu tespit tabiidir. Zira Tekye Camii de 16. Yüzyılda Osmanlılar zamanında yapılmıştır.
Kilis’e ait duygularını daha yoğun bir şekilde “Kilis’in Medhi” adlı şiirinde buluyoruz. Bu şiir yirmibeşdörtlükten müteşekkil olup, Kilis’i her yönüyle anlatan eşsiz bir mehdiyedir. Şiirin başlangıcında Kilis’in bir Türkmen ili ve dilinin Oğuz dili olduğu yazılıdır. Dil ve Etnisite bir memleketin sosyolojik, antropolojik orijinini ifade eder. Hemen yanı başında Arap kültürünün başladığı bu yöre, her ne kadar kültürel etkileşim süreci içerisinde Arapça kökenli bazı kelimeleri alıp kullanmış, birtakım izdivaçlar olmuş, özellikle mutfak kültürü etkilenmiş ise de, etnik kimliğini ve dilini korumakla eşine az rastlanır bir kültürel olguyu gerçekleştirmiştir. Burada evvela Kilis’in fiziki coğrafyası anlatılır; Şörahbil, Şeyh Muhammed, Karataş, Kersentaş (havası), Şimeyrin (suyu), Kalleş, Kesmelik… Dört taraftan memleketi saran dağlar, tepeler ve mesire yerleridir. Bir tarım memleketi olan Kilis’te yetişen sebze ve meyvelerden, yemeklerinden söz edilir; Üzüm, kavun, karpuz, incir, summak, ceviz, zeytin… Bunların en yaygın ve meşhur olanlarıdır. Çiğ köfte, iç katması, baklava, züngül… Bazı yemek çeşitleridir. Aslında Kilis’in yemekleri o kadar mütenevvi ki, bunlardan çok daha leziz ve ağır yemekler de mevcuttur. Kilis mutfağı Türk ve Arap yemeklerinin bir sentezidir. Bu yemeklerden biri vardır ki Muallim Rif’at aşağıdaki şiirinde ona ayrı bir önem veriyor:
ÇİĞ KÖFTEMİZ
Pek güzel tertip edilmiş hoş gıda çiğ köftemiz
Hem gıdadır hem deva medhe seza çiğ köftemiz
Çok yemek iycad edilmiştir bu nimethanede
Hepsinin serdarısın sen merhaba çiğ köftemiz.
Yoğuran bir gül yüzlü hesna civan olursa ger
Yenmesine doyum olmaz bâ iştiha çiğ köftemiz.
Bir sıkım köfte bana kâfi diğer şey istemem
Soframızdan eksik etmesin Huda çiğ köftemiz.
Rif’at’ın budur duası can-u dilden her zaman
Tâebed yensin Kilis’debâ safa çiğ köftemiz.
(İstanbul, Mayıs 1950) (2).
“Kilis’e Dua” adlı şiirinde ise şöyle diyor;
Sağ var olsun yerenler
Merd oğlu merd erenler
Ermemişler ersinler
Murad sürsün erenler
Yoksul oları bay olsun
Yıldız olan ay olsun
Beşenli suyu artsın
Şardan geçen çay olsun. (3)
Şiirde Yarenler, erenler, mertlik, yoksulluk, bolluk ve bereket gibi kavramlar çerçevesinde Kilis için bir dua söz konusudur.
Muallim Rif’at’ın Kilis özlemini anlatan en önemli şiiri herhalde “Kilis Gazeli”dir. Önce gazele bir bakalım;
Kilis Gazeli
Kilis mehd-i vücûdum, mevlidim, ilk âşiyânımdır.
Kilis bağım, baharım, cennetim, ârâm-ı cânımdır.
Türâbıanberim, miskim, taşı yâkûtum, elmâsım,
Suyu ab-ı hayâtım, evleri kasr-ı cinânımdır
Ricâli ehl-i irfândır, nisâsıhûr-i dünyâdır
Çocuklar akl-ı evveldir, Kilis başka cihânımdır.
Zümrüttür bütün dağlar, muattardır bütün yerler
Kilis dünyada bir tânemakâm-ı dilistânımdır.
Uzak düştüm fakat gönlüm Kilis’ten çıkmadı Rif’at
Kilis pek sevgili annem … Kilis rûh-i revânımdır.
Gazel, Fransızların Kilis’i işgalinde mücahitleri cesaretlendirmek için yazılmıştır. (4)
Bu gazel hem şiir sanatı, hem de Kilis sevgisini en iyi şekilde ifade açısından çok değerlidir. Gazelde Kilis, cennet bahçelerine benzetilmektedir. Oraların mis kokusu Kilis’te de mevcuttur. İnsanları irfan sahibi, kadınları huri kadar güzel, çocukları çok zekidir. Her ne kadar memleketten uzak düşse de Kilis, kendisi için gönlünü fetheden sevgili gibidir.
Muallim Rif’at ömrünü Türk Dili ve Kültürüne ait eserlerin incelenmesine, bunların ortaya çıkartılıp tanınmasına ve okunmasına adamıştır. Onu saygın ve itibarlı kılan esas vasfı, bitmek tükenmek bilmeyen enerjisi ve sürekli çalışma azmidir. 300.000 kitap elinden geçmiş, bunların 100.000 tanesini okumuş ve incelemiştir. Bu yönüyle M. Rif’at, Batılı Ansiklopedistlerin bizdeki temsilcisi veya benzeridir denilebilir. Ancak, bu kadar çalışma ve gayretlerin içinde Üstadın, telif eserler vücuda getirmesi hususunda ihmalkâr davrandığı dikkatimizi çekmektedir. Bunun sebebi ise anlaşılamamaktadır. Ama O, bilinen araştırma ve incelemeleriyle bile Türk dünyasının büyük bilgini, büyük Türkologu olma özelliğini her zaman taşımaktadır.
Türk Dil Kurumu Genel Saymanı Ömer Asım Aksoy, Muallim Rif’at hakkında şöyle diyor:
“Tarama çalışmalarına katılan 55 yetkili kişi, 227 kitap taramıştır. Buna göre her birinin ortalama dört kitap taramış olduğu sanılacaktır. Hayır böyle olmamıştır. 227 kitabın 82’sini Kilisli Rif’at Bilge, geri kalan 145’ini elli dört kişi taramıştır. Koca Kilislinin dağlar deviren çalışmalarından bir bölümü ve özgeçmişine eklenecek bir yapraktır. Adının başında hep “Kilisli” sözcüğünü kullanan bu bilgi anıtı, kendisiyle birlikte Kilis’e de uluslararası bir ün kazandırmıştır.” 5 Bu sözler, Muallim Rif’at’ın Kilis’in simgesi olması yanında, millî ve milletlerarası bir ses olduğunun da en güzel ifadesidir.
Dipnotlar:
1) Efe, Yahya; Kilisli Muallim Rif’at Bilge, Kilis Yardımlaşma Derneği Yayını: l, Ankara-2003, s.48-49
2) Efe, Y.;a.g.e. s.39
3) Efe,Y.;a.g.e. s.47
4) Efe,Y.;a.g.e. 5.33
5) Çolakoğlu,Şinasi; Kilis’te İz Bırakanlar, Ankara-1997, s.68-69.